Ana Sayfa
Kavram Arama : THS Google   |   Forum İçi Arama  

Üye İsmi
Şifre

Aktif Makale Siyasi Partiler Ve Faaliyetlerine İlişkin Temel Sınırlar

Yazan : Tolga Şirin [Yazarla İletişim]
Avukat

Makale Özeti
Makalede, siyasi partilerin genel olarak tarihsel gelişimi ve İHAM içtihatları açısından temel sınırları Türkiye merkezli olarak ele alınmıştır.
Yazarın Notu
Söz konusu makale Marmara Üniversitesi Kamu Hukuku Master programında İnsan Hakları Dersinde Tolga Şirin tarafından sunum metni olarak kullanılmıştır.

SİYASİ PARTİLER VE FAALİYETLERİNE İLİŞKİN TEMEL SINIRLAR

İçindekiler
Siyasi Partiler ve Özgürlüklerinin Sınırları3
1)Giriş. 3
2)Modern Anlamda Siyasi Partilerin Ortaya Çıkışı3
3)20.yüzyılda siyasi partilerle yaşanan tecrübeler. 4
4)İham içtihatlarında Militan demokrasi ve çoğulcu demokrasi5
a)Programlarındaki amaçlarının demokrasiye aykırı olduğu gerekçesiyle kapatılan partiler9
b)Demokrasiye aykırı faaliyetler gerekçesiyle dolayı kapatılmış parti, Refah Partisi: Militan demokrasi içtihadı12
5)Ulusal Mahkeme ile İHAM arasındaki bakış açısı farkı14
6)Sonuç yerine: Venedik Kriterleri15
Kısaltmalar. 17
Kaynakça. 18

1)Giriş

Yazılı tarih, karşıt gurupların mücadelesinin tarihidir.[1] Bu karşıt grupların ortaya çıkışları ve faaliyetleri, kimi zaman yasal, kimi zaman ise yasadışı biçimde ve fakat süreklilik arz edecek biçimde devam etmiştir. Eski Yunanda Patrisyenlerle Pleblerin mücadelesinde görülen gruplaşma kendisini, Doğu Roma’da Scylla, Marius ve Spartakus’ün dayandığı topluluklarla, ortaçağda feodal beylerin Guelfler ile Ghibellinler şeklinde ayrışmalarıyla,[2] İslam dünyasında ise Cebriyeciler, Mutezileciler ve Şiacılar olarak bilinen fırkalarla göstermiştir[3] Bu guruplaşmalar, ekonomik çıkarları veya mağduriyetleri benzerleşenlerce, siyasal iktidara karşı baskı oluşturabilmek, bizzat siyasi iktidarı ele geçirmek veya hiç olmazsa kendi çıkarlarına uygun bir yaşam sürdürebilmek amacıyla ortaya çıkmıştır. Buna karşın mevcut siyasal sistem/hakim ideoloji ise, bu gruplaşmaları, hakim düzenin devamı adına (esneklik marjına göre) ya yasaklama yolunu başvurmuş ya da sınırlama yolunu seçmiştir.

Tarih boyunca ortaya çıkmış olan guruplar, varolduğu dönemin ekonomik ve sosyal ihtiyaçlarına göre -yahut daha güncel bir deyişle- ‘dönemin konjonktürüne göre’ ortaya çıkmıştır. Belirttiğimiz ‘yasallık” yahut ‘yasa dışılık’ kriterleri de bu konjonktüre göre değişmiştir.

Bu makalede günümüzdeki gruplaşmaların en önemlisi sayılan siyasal partilerin[4], yine günümüz siyasal ve hukuksal değerleri çerçevesinde yasallığına/yasallık sınırlarına değineceğiz.

2)Modern Anlamda Siyasi Partilerin Ortaya Çıkışı

Yaşadığımız çağı başlatan hâkim ideoloji liberalizmdir. Liberalizmin karakterize eden ve ortaya çıkışının fikirsel temlerini oluşturan sınıf ise burjuvazidir. Aristokrasi ile mücadele eden burjuvazinin bu mücadelede, feodaliteden kurtulan köylülerden ve sanayi işçilerinden destek alması niceliksel bir çoğunluğa karşılık gelmekteydi. Söz konusu mücadele süreci, bir yanıyla köylü ve işçileri de kapsayacak biçimde bütün yurttaşlara oy hakkının önünü açmış, diğer yandan burjuvazinin iktisadi alanda sahip olduğu gücü, seçim kanunları yoluyla siyasal açıdan da hâkim olmasının zeminini hazırlamıştır. İşte modern anlamda siyasi partiler bu zeminde ortaya çıkmışlardır.[5]

Çağdaş batı dünyasında ilk partiler de dönemin ‘devrimci sınıfı” burjuvazi tarafından örgütlenmiştir ve bu partilerin ilk örnekleri ABD ile İngiltere’de örgütlenmiştir.[6] İngiltere’de siyasi partilerin ortaya çıkışına, burjuvazinin kralın mutlak haklarına karşı mücadelesi dayanak oluşturmuştur. ABD’de ise siyasi partiler, yeni Federal Anayasanın hazırlanışında bariz bir şekilde ekonomik menfaatleri bulunan grupların birbirleriyle mücadelesinden doğmuştur.[7] Yine bu süreç Fransa’da Fransız ihtilalinden sonra sağ ve sol kanadın oluşumuyla gelişmiş [8], Almanya’da ise partilerin sıkı sıkıya ideolojilere göre tarif ediliş sürecini getirmiştir.[9]

Siyasi partiler, pratikte siyasetin çok önemli bir unsuru olarak kabul edilmeye başlasa da, normatif anlamda 19.yüzyılın ortalarından 20.yüzyıl başlarına kadar uzun süre, hukuksal veya en azından anayasal düzenlemelere konu olmamıştır. Pozitif hukuk siyasi partilerin gelişimini oldukça geriden takip etmiştir.[10] Avrupa’da siyasi partiler bu ara dönemde özel hukuk alanına tabi hükmi şahıslar olarak görülmüşler ve derneklerle aynı hukuksal düzene tabi tutulmuşlardır, fakat bu “sıradan” konum zamanla demokratik fikirlerin yaygınlaşması, oy hakkının genişlemesi, endüstriyel gelişmeler ve değişen sınıf ilişkileri, tüm sınıfların siyasal mücadeleye katılma isteği[11] veya demokrasinin kendisine karşı kalkışmalardan dolayı hukuk alanında da birer anayasa kurumu haline gelmiş ve yer yer de özel bir kanunun konusu olmaya başlamıştır.[12]

3)20.yüzyılda siyasi partilerle yaşanan tecrübeler

Bugün günümüz liberal demokrasinde siyasi partiler, gerek “Halkın halk tarafından, halk için yönetimi” (Government of the people, by the people, for the people) olarak ifade edilen[13] normatif demokrasi idealine ulaşmak açısından, gerekse bu ideale kabataslak yaklaşan ampirik demokrasi pratiği[14] açısından merkezi bir role sahiptir, ancak artık sınırsız bir örgütlenme özgürlüğüne sahip değildir.

18.yüzyılın başlarında işçi sınıfı burjuvazi ile birlikte, aristokrasiye karşı ortak bir mücadeleye giriştiğini ve mücadele sürecinde genel ve eşit oy hakkının yurttaşlara tanındığını ifade etmiştik. Bu durum siyasal mücadelenin belirli bir sınıf veya zümrenin faaliyeti olmaktan çıkmış ve işçi sınıfı partileri siyaset arenasına girmesine yol açmıştır. Ancak işçi sınıfına dayanarak siyaset yapan Komünist partilerin 1917 Ekim devrimi ve ardından gelen devrimlerle iktidarı ele geçirmesi ve programlarında ifade ettikleri proletarya diktatörlüğü teorisi, burjuvazinin hâkim sınıf teşkil ettiği ülkelerde bu tarz partilere genel olarak mesafeli yaklaşılmasına ve kimi ülkelerde örgütlenme özgürlüğünün dışında tutulmasına neden olmuştur. Ve fakat aşağıda değineceğimiz üzere, komünist partilere[15] sahip olduğu güç, programı hayata geçirme ihtimali,söylemleri ve dünya konjonktürüne göre müsamaha gösterilmiştir.

Buna karşın liberal demokrasinin sağ alternatifi faşist ideolojiye karşı takınılan tavır daha mesafelidir. Nitekim Avrupa, bu tarz partilerin iktidarı ele geçiriş sürecini dünya savaşı yaşamak pahasına tecrübe etmiştir. Weimar Anayasası’nın[16] kayıtsız örgütlenme özgürlüğü getirdiği bir alanda ortaya çıkan Nazi iktidarı, ya da benzer bir gelişme sürecinin sonunda Avrupa’da gelişen Musollini ve Franco iktidarları, azınlıkta kalanların haklarını çiğneyip insanlık dışı ve şiddet içeren uygulamaları hayata geçirmiş ve demokrasinin kendisini ortadan kaldırmıştır. Dolayısıyla demokrasinin bu tarz anti-demokratik faşist örgütlenmelere karşı kendini koruması zorunluluğu ortaya çıkmıştır. Bu nedenle anayasaların büyük bir çoğunluğu anti-demokratik siyasal iktidarlara karşı, 19. yüzyılın liberal demokrasi anlayışı terk edilerek demokrasinin kendisini koruyabilmesine dayanan, amaçları ve taraflarının tutumu hür demokratik düzeni zedelemek veya ortadan kaldırmak olan siyasi partilerin cezalandırılması öngören mücadeleci/militan demokrasi[17] anlayışına geçmiştir.

Tarih boyunca çatışan ve gruplaşan insan kümeleri bu tarihsel süreçte bir dizi tecrübe yaşamıştır. Yaşanan tecrübelerle de, insanlığı bazı asgari müştereklerde buluşturmuş- bir takım değer yargılarının oluşmasına neden olmuştur. Bu değer yargılarına yaslanan demokrasi de eski Yunan’dan günümüze gelişmiş ve yaşanan tecrübelerle evrimleşmiştir. Örneğin yukarıda belirtimiz militan demokrasi anlayışı bu evrim sürecinin önemli bir halkadır. Diğer yandan azınlığın çoğunluk karşısında kendisini var edebildiği ve farklılıkların bir arada yaşamasına imkân veren çoğulcu demokrasi de bu evrim sürecinin bir diğer sonucudur. Militan demokrasi ve çoğulcu demokrasi anlayışlarının arasındaki dengeyi görmek açısından en anlamlı ulus ötesi mahkeme İHAM’dır. Makalenin bundan sonraki kısmında, siyasi partileri Avrupa kamu düzeni/İHAM içtihatları açısından ele alacağız.

4)İham içtihatlarında militan demokrasi ve çoğulcu demokrasi

İnsan hakları sözleşmesinin 10.maddesine göre;

“Herkes barışçıl bir biçimde toplanma özgürlüğü ile, kendi çıkarlarını korumak için sendika kurma ve sendikalara girme hakkı da dahil, örgütlenme özgürlüğü hakkına sahiptir.

Bu hakların kullanılmasına ulusal güvenlik, kamu güvenliği, suçun ve düzensizliğin önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlakın korunması, başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amaçlarının dışında, hukukun öngörmediği ve demokratik bir toplumda gerekli bulunmayan hiç bir sınırlama konulamaz. Bu madde, bu hakların silahlı kuvvetler, polis teşkilatı ve kamu idaresi mensupları tarafından kullanılmasına hukuka uygun sınırlamalar konulmasını engellemez.”

Örgütlenme özgürlüğünü ifade eden bu maddedeki “sendika kurma hakkı” kavramının varlığı siyasi partilere bu maddenin uygulanıp uygulanamayacağına ilişkin tartışmaya neden olmuştur. Bu hususa ilişkin tartışma TBKP v. Türkiye, Sosyalist Parti v. Türkiye kararlarında gündeme gelmiştir. Bu davalarda Türkiye, 11. maddenin siyasi partilere hiçbir biçimde uygulanamayacağını savunmuştur. Bu görüşe göre “Sözleşme’nin yüzeysel olarak incelenmesinde bile, ne 11. maddede ve ne de başka bir maddede siyasi partilerden söz edildiği veya Devletin anayasal yapısına göndermede bulunmamıştır” (01.1998 tarihli TBKP ve Diğerleri – Türkiye karar, parag. 19.)

Ancak mahkeme bu yaklaşıma karşı;Sözleşme’nin 11. maddesinin ifade tarzının, siyasi partilerin bu maddeye dayanıp dayanamayacağına dair ilk belirtileri verdiğini kabul etmektedir. Mahkeme’ye göre, 11. maddenin “… sendika kurma… hakkı da dahil, örgütlenme özgürlüğü” demesine karşın, “dahil” bağlacı, diğer örgütlenme özgürlüğünün kullanılma biçimleri içinde sendikaların sadece bir örnek olduğunu açıkça göstermektedir. O tarihte temel sorunlardan birini oluşturdukları için değinilen sendikalara Hükümet gibi atıfta bulunarak, sözleşme’yi hazırlayanların siyasal partileri 11. maddenin dışında tutmayı amaçladıkları sonucuna varmak mümkün değildir. “(yukarıda geçen TBKP – Türkiye kararı, parag. 25)

Dolayısıyla 11.maddenin siyasi partileri de kapsadığını içtihatla da sabit olduğu üzere açıktır. Dahası mahkeme,”İfade özgürlüğünün topluca kullanılması siyasi parti faaliyetlerinin bir kısmını oluşturuyor olması, başlı başına, siyasi partilere Sözleşme’nin 10. ve 11. maddelerinin sağladığı korumadan yararlanmayı isteme hakkı kazandırdığı görüşündedir.” (yukarıda geçen TBKP – Türkiye kararı, parag. 42-43, diğer kararlar arasında, 25.05.1998 tarihli Sosyalist Parti– Türkiye kararı, parag. 41)

Hal böyleyken siyasi partilerin faaliyetlerinin sınırlandırılması, 11. maddede ifade edilen örgütlenme özgürlüğü ile birlikte ifade özgürlüğü çerçevesinde de ele alınmaktadır. Hatta kanaatimizce İHAM önüne gelen davalarda temel tartışma noktaları ve karar gerekçeleri genelde ifade özgürlüğü üzerine yoğunlaşmaktadır.Nitekim mahkeme birçok kararında kapatılmış bulunan partilerin bir kısmında; “sırf ifade özgürlüğünü kullanmakla ilgili davranışından ötürü kapatılmıştır.” tespitinde bulunmuştur. (Bkz. Yukarıda geçen TBKP – Türkiye kararı, parag 58yukarıda geçen Sosyalist Parti - Türkiye kararı, parag. 48 ,08.12.1999 tarihli ÖZDEP – Türkiye kararı, parag. 42, 12.11.2003 tarihli STP v. Türkiye kararı, parag. 48. vd.)

İnsan Hakları Avrupa Mahkemesinin önüne gelen siyasi parti kapatma davalarda 11 maddenin uygulanabilir olduğu kanaatine ulaştıktan sonra, inceleme metodu aynıdır. Önce bir müdahalenin olup olmadığında bakar, daha sonra ise müdahalenin haklı olup olmadığını inceler. Bu incelemede hukuken öngörülme kriteri çerçevesinde inceleme yapar. Belirtmek gerekir ki hukuken öngörme sadece iç hukukta öngörülebilir, bilgilendirilebilir,erişilebilir açık ve kesin yasa ile değil fakat aynı zamanda mutlak kesinlik olmasa da meşru amaç açısından, uygulanması açık bir şekilde gösteren ve bireyi keyfi müdahalelere karşı koruyan takdir yetkisi çerçevesinde de mümkün olabilmektedir. (Bkz. 13.02.2003 tarihli Refah partisi –Türkiye kararı, parag 57 vd.)

Siyasi partilerle ilgili görülen davalarda, bu kriterler uygun bulunmuştur. Daha sonra ise sınırlamanın meşru amacına bakılır ki, siyasi partilerle ilgili görülen davalarda ulusla bütünlük ve güvenlik meşru amacında ortaklaşılmıştır. En son inceleme ise demokratik toplumda bu sınırlamanın gerekli olup olmaması noktasında toplanır. Bu incelemede objektif ölçüt koyan Avrupa ortak standardı ve ortak payda ışığında (Bkz. Belçika eğitim dili davası vd.) çoğulculuk, hoşgörü ve açık fikirlilik, ölçülülük ilkeleri çerçevesinde bir değerlendirme yapılır ki bu ilkeler ifade özgürlüğünün alanına girmektedir.

İHAM önüne gelen kapatılmış parti davalarında iki temel kategoriden bahsedilebilir. Birinci kategori ulusal makamlarca resmi devlet politikasına uygun görülmediği için kapatılan partilerden oluşmaktadır. İkinci kategori ise liberal demokrasiye ters düşen ve hatta onun açısından tehlike yaratan faaliyetlerden dolayı kapatılan partilerdir. Her iki kategori açısından da faaliyete başlamadan programındaki ifadeler nedeniyle kapatılmış partiler bulunduğu gibi, belirli bir faaliyetin sonucunda kapatılan partiler mevcuttur. Bu parti kapatma davalarında sonuçlar açısından da ortaklaşılan kategorilerden bahsedilebilir. Bu arada yukarıda değindiğimiz demokrasi tezahürleri açısından; kapatılmasının ihlal olarak görülen partilerle ilgili mahkeme kararları özellikle çoğulcu demokrasiye vurgu yaparken, kapatılmasında ihlal görülmeyen dolayısıyla onaylanan partilerle ilgili kararlarda ise militan demokrasi vurgusunu görmek mümkündür.

Şema 1. İHAM önüne gelen davalarda ulusla makamlarca siyasi partilerin kapatılışı[18]

Faaliyete geçmeden, programı üzerinden kapatılmasına karar verilen partiler
Faaliyete geçtikten sonra kapatılan partiler
Devletin temel niteliklerine aykırılık gerekçesiyle kapatılan partiler
TBKP,ÖZDEP, EP,STP,DKP
DEP,SP
Demokrasiye aykırılık gerekçesiyle kapatılan partiler
TBKP, KPD, PNF
FP

Şimdi bu kategorileri biraz açalım: Devletin temel niteliklerine aykırılık gerekçesiyle kapatılan partilerin hemen hepsinde kapatılma gerekçesi devletin üniter yapısına uygun olmayan söylemlere sahip oldukları iddiasında ortaklaşmaktadır. Nitekim bu partilerin hemen hepsi ya programlarında ya da faaliyetlerinde Türkiye’deki Kürt sorununa dair kelam etmişlerdir. Türkiye hükümetinin bu davalardaki temel iki tezleri şu şekilde özetlenebilir;

“Türk ulusunu” oluşturan farklı etnik gruplar, çoğunluk ve azınlıklar olarak ayrılmayıp, devlete vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkesin Türktür. Dolayısıyla başkaca etnik guruplardan bahsetmek ayrımcılık niteliğindedir. Kürtlerden ayrı bir millet veya azınlık şeklinde bahsedilmesi ayrımcılık niteliğindedir. Bu partilerin programlarının uygulanması ülkenin değiştirilemez bir nitelikte olan üniter devlet yapısına (cumhuriyetin temel niteliklerine yönelik ağır bir saldırı niteliğindedir.)
Kürt sorununa ilişkin bağımsızlık, kendi kaderini tayin hakkı veya federal devlet gibi söylemler terör örgütü ile aynı amaca hizmet etmektedir.
Hükümetin söz konusu eylemlere ilişkin tasarrufları ülkenin koşulları ve içinde bulunduğu terör tecrübesi çerçevesinde ele alınmalıdır.
Söz konusu partiler amaçlarını gizlemektedir ve sözleşmeyi amaçlarına alet etmektedirler.
Birinci tezden başlamak gerekirse, Cumhuriyetin temel niteliklerine biçilen anlam tamamen sübjektiftir. Bu anlamıyla söz konusu niteliklerin/tezlerin bir başka Avrupa ülkesinde tamamen farklı yorumlanabilmesi mümkündür. Açıklayıcı olması açısından; Türkiye Anayasasın 2.maddesinde yer alan devletin ve milletin bölünmez bütünlüğüne yüksek anlamlar biçilse de, bu husus Almanya Anayasasının 29.maddesi açısından ele alındığında tamamen ters anlamda karşılık bulabilmektedir. Yani Türkiye’de “devletin milletiyle bölünmez bütünlüğüne” karşı eleştirel tutum alan siyasi partiler kapatılırken, Federal Almanya’da paradoksal biçimde “de “devletin milletiyle bölünmez bütünlüğünü savunmak” bir siyasi partinin kapatılması gerekçesi sayılabilmektedir. Bu noktada, Türkiye’de üniter, Almanya’da federal siyasal modelin değişmezliği esası, doğrudan Sözleşme’de güvence altına alınan hiç bir hakkın kapsamı içinde olmadığından, bu konunun Strasbourg organlarının yetkisi dışında kaldığı söylenebilir.[19]

Bu haliyle sınırlama gerekçesi (rejimin nitelikleri) güvence altına alınan bir hakkın kapsamında bulunmazken, siyasi partilerin tasarrufları ise ifade özgürlüğü çerçevesinde korunmaktadır. Terazinin yönü bu hususta siyasi partilere doğru evrilirken, İHAM açısından geriye kalan, söz konusu ifadelerin şiddet içerip içermediği olmaktadır. Ancak bu partilerin ise söylemlerinde şiddet bulunmadığı tespit edilmiştir. Nitekim İHAM’a göre; bir programın Türk Devletinin mevcut ilkeleri ve temel yapılarıyla bağdaşmaz olması, programı demokrasinin kurallarıyla bağdaşmaz duruma getirmez. Demokrasinin kendisine aykırı olmadıkça, bir devletin mevcut organizasyonunu sorgulayacak nitelikte bile olsa, farklı siyasi programların önerilmesine ve tartışılmasına imkan verilmesi, demokrasinin özünü oluşturur.(bkz. Yukarıda geçen Sosyalist Parti – Türkiye kararı, parag 47) Yani şiddeti dıştalayıp, referandum vs. gibi demokratik aygıtlarla resmi ideolojinin dışında da olsa demokrasiye uygun her türlü söylem mahkemenin güvencesi altında bulunmaktadır.“Rahatsız edici nitelikte olsalar bile, bir ülkenin sorunlarının diyalog yoluyla, şiddete başvurmaksızın çözümü için öneriler getirilmesine imkan vermesi demokrasinin temel özelliklerinden biridir”. 10. Madde kapsamında belirtilen haliyle ifade özgürlüğü 2. paragrafa tabi olarak, sadece lehte alınanlar veya zararsız veya kayıtsız olanlar için değil, aynı zamanda kırıcı, şok ve rahatsız edici “bilgi” ve fikirler” için de geçerlidir (Bkz. 7.12.1976 tarihli Handyside –Birleşik Krallık kararına atıfla Yukarıda geçen ÖZDEP – Türkiye kararı, parag. 47, Yukarıda geçen TBKP – Türkiye kararı, parag. 50, Yukarıda geçen Sosyalist Parti – Türkiye kararı, parag. 50)

Hükümet faaliyete geçmiş partilerin söylem ve faaliyetlerinin şiddeti ve isyanı kışkırttığına yönelik savunmada ısrarcı olmasına rağmen mahkeme genellikle resmi ideolojinin hoşuna gitmeyen söylemlerde dahi partilerin şiddet kullanımı, bir isyan veya diğer şekillerde demokratik ilkelerin reddedilmesine yönelik bir çağrının somut biçimde ortaya konulması gerektiğini ifade etmektedir.

Görüldüğü gibi yerel otoritenin resmi devlet politikası sınırları dışındaki söylemlerine karşı mesafeli ve dışlayıcı tavrına karşı mahkeme şiddet hariç olmak üzere böyle bir yaklaşımın tersine kapsayıcı bir anlayışa sahiptir. Nitekim İHAM’a göre “Hükümet politikasının çizgisine ve kamuoyunda çoğunluğun inançlarına karşı olsa bile, demokrasinin iyi işlemesi, siyasi hayatın aktörlerinin bütününü ilgilendiren genel sorunların çözümüne katkıda bulunmaları için siyasi oluşumların bunları kamuoyu tartışmasına sokabilmeleri gerekmektedir.” (yukarıda geçen DEP adına Dicle v. Türkiye kararı, parag. 53.)

Keza Mahkeme söylem ve faaliyetleri, yukarıda yapmış olduğumuz gibi diğer Avrupa ülkeleriyle kıyaslama yöntemiyle incelemektedir. Mesela SP davasında “Mahkeme bu sözlerin(…devlet terörü, Kürt köylülerinin mücadelesi, karpuz değil cesaret ekin… vs.) Kürt kökenli vatandaşlara yönelik olduğunu ve onları bir bütün içinde hareket etmeye ve belli siyasi taleplerde bulunmaya teşvik ettiğini kabul etmekle birlikte, bu sözlerde şiddet kullanmaya veya demokratik kuralları hiçe saymaya tahrikin izine rastlamamıştır. Bu bakımından söz konusu ifadeler, Avrupa Konseyi’nin diğer ülkelerinde faaliyette bulunan siyasi grupların kullandığı ifadelerden hiç de farklı değildir.” (Bkz. Yukarıda geçen Sosyalist Parti – Türkiye kararı, parag. 46,)

Ya da ÖZDEP davasında, “anılan ifadenin (…ÖZDEP, halkların bağımsızlık ve özgürlük için verdiği haklı ve meşru mücadelede halkları desteklemektedir… vs.) belli siyasi taleplerde bulunduğunu düşünmesine rağmen, anılan ifadede halkı şiddet kullanmaya, demokrasi kurallarını çiğnemeye teşvik edecek herhangi bir husus tespit edememiştir. Bu açıdan ilgili bölüm, Avrupa Konseyi’nin üye devletlerinde siyasi açıdan etkin olan diğer kurumların programlarında bulunan bölümlerden ayırt eden herhangi bir husus içermemektedir. “ (Bkz. Yukarıda geçen ÖZDEP – Türkiye kararı, parag. 40) diyerek söylemde şiddet kışkırtıcılığı bulunduğu tezine karşı bir yanıyla bunun somut delillerle ortaya konulamadığını ifade etmenin ötesinde, Avrupa komisyonu ülkeleri ile kıyas yaparak konusu ifadelerin Türkiye’nin sübjektif değerlendirmesinin dışında meşru yanına işaret etmiştir.

Hükümetin ikinci tezi olan “Terör örgütü ile aynı amaca hizmet edildiği bakış açısına” karşı ise İHAM eğer bu bakış açısı kabul edilmiş olsaydı, demokratik tartışma çerçevesinde siyasi oluşumlar için bu tür sorunları görüşme olanağı azalmış olacak, bu ilkeleri savunmanın silahlı hareketlerin tekeline girmesine olanak tanınacak ve bu da 11. maddenin esprisine ve ona ilham veren demokratik ilkelere aykırı bulunacağı görüşünü ortaya koymuştur. (Yazar ve Diğerleri v. Türkiye kararına atıfla 10.12.2002 tarihli Demokrasi Partisi(DEP) - Türkiye kararı, parag. 54)

Dolayısıyla hükümetin yine yaşadığı tecrübeler, güvenlik pahasına özgürlüğün sınırlanması eğilimini ortay çıkartmaktadır. Buna karşın mahkeme son derece objektif biçimde -şiddet içermemek ve onu kışkırtmamak şartıyla- şiddet kullanan örgütle çakışan söylemlerin sınırlandırılamayacağına işaret etmektedir. Başka bir deyişle şiddet kullana örgütün ifadeleri o soruna ilişkin politika üreten partilerin de kullanması kaçınılmazdır. TBKP’ nin sunuşunda ifade ettiği üzere “problemi çözmek isteyen bir siyasal parti de o ifadeyi kullanmaktan kaçınamaz. Sorun vardır, azınlık grupları vardır; ama siyasal partiler bunlardan söz edememektedirler.” (Bkz. Yukarıda geçen TBKP – Türkiye kararı, parag. 48.) Bu durum ifade özgürlüğünün, güvenlik pahasına sübjektif biçimde açıkça sınırlanması anlamına gelmektedir.

Hükümetin gizlilik ve terör koşullarını dikkate alınması gerektiği tezine karşı mahkeme, önündeki davaların ard alanını, özellikle terörle mücadeleyle bağlantılı güçlükleri de dikkate almaya hazır olduğunu daha önceki davalara atıfla ifade etmiştir (bk. diğer kararlar arasında İrlanda - Birleşik Krallık kararı, parag. 11 vd. ve Aksoy – Türkiye kararı, parag. 70 ve 84). Ancak Mahkeme ya partilerin faaliyeti bulunmadığından, Türkiye’de terörün yol açtığı sorunlar bakımından bu partinin sorumluluk taşıdığı sonucuna götürecek bir kanıt bulamamış ya da demokrasiye bağlılığını ve şiddeti reddettiğini açıklayan partilerin, Türkiye’deki terörün yarattığı sorunlardan sorumlu tutuluşlunun somut biçimde ortaya konamamasından dolayı bu yaklaşımın davaları etkileyen yanı olmadığı görüşündedir. Bunun yanında mahkeme, tüm bu partilerin aslında gizli bir amaca sahip olduğu tezine karşı ise bir partinin programında beyan ettiği amaçlardan ve niyetlerinden daha farklı amaç ve niyetlere sahip olduğunu gizleyebileceği gözden uzak tutmamakla beraber ya partinin amaç ve niyetlerini gizlemediğini doğrulamak için partinin programı ile faaliyetlerinin karşılatırılması gerektiğini ve mevcut faaliyetler ile ifadelerin samimiyeti yalanlayabilecek somut eylemler bulunması gerektiğini ifade etmiştir.

a)Programlarındaki amaçlarının demokrasiye aykırı olduğu gerekçesiyle kapatılan partiler

Demokrasi, hiç kuşkusuz, Avrupa kamu düzeninin temel bir özelliğidir (bkz. yukarıda geçen Loizidou kararı, parag. 75). Sözleşme’nin Başlangıç kısmı, Avrupa ülkelerinin siyasi gelenekler, idealler, özgürlük ve hukukun üstünlüğü ortak mirasına sahip olduğunu teyit ederek sürmektedir. Mahkeme, Sözleşme’nin temel değerlerinin bu ortak mirasta bulunduğunu gözlemlemiştir (bkz. 07.07.1989 tarihli Soering - Birleşik Krallık kararı, parag. 88). Mahkeme Sözleşme’nin demokratik bir toplumun ideal ve değerlerinin sürdürülmesi ve geliştirilmesi için tasarlandığını defalarca belirtmiştir (bkz. 07.12.1986 tarihli Kjeldsen, Busk Madsen ve Pedersen – Danimarka kararı, parag. 53).

Demokrasinin başta gelen özelliklerinden birinin, bir ülkenin sorunlarını şiddete başvurmadan, sıkıcı olsa bile diyalog yoluyla çözme imkanı tanıması olduğunu kabul edilmektedir.Demokrasi ifade özgürlüğüyle gelişir ve bu özgürlük sınırları mümkün oladuğunca siyasi partiler açısından geniş tutulmalıdır. (bkz. TBKP- Türkiye kararı, parag. 57) Siyasi partilerin demokrasinin tam olarak işlemesi için temel örgütlenme biçimlerinden birisidir.(bkz. TBKP- Türkiye kararı, parag. 25)

Demokrasinin tam olarak işlemesi için temel örgütlenmelerden bir kısım parti bizzat demokrasiye aykırılık gerekçesiyle kapatılmıştır. Bu partilerden faaliyete geçmeden (veya en çok 10 günlük bir faaliyet gösteren) siyasi partiler ideolojik olarak kendilerine komünist ya da faşist diyen partilerdir.

Avrupa düzeyinde ulus-üstü insan hakları denetimi açısından bakıldığında, parti kapatmalarına ilişkin ilk örnekler insan hakları komisyonunun önüne gelen Alman Komünist Partisi (KPD) ve İtalyan Faşist Partisinin (PNF) kapatılmasına ilişkin başvurulardır.

İtalyan faşist partisi,İtalya Anayasası’nın geçici XII.maddesi ve bu maddenin uygulama yasasında ifade edilen “siyasal mücadelenin bir aracı olarak güç kullanmayı yüceltmek, güç kullanma tehdidinde bulunmak veya güç kullanmak, Anayasa'da güvence altına alınan özgürlükleri bastırmak,demokrasiyi ve kurumlarını, mukavemet hareketinin değerlerini karalamak, ırkçı politikalar geliştirmek veya adı geçen partiye özgü olan ilke, olay ve yöntemleri yüceltmeye yönelik bir etkinlik yürütmek veya faşist görünüşte gösteriler yapmak suretiyle faşist partiye özgü antidemokratik amaçların izlenmesi" yasağına dayanılarak kapatılmıştır.

Komisyon, İtalya'da faşist partinin yasaklanmasını öngören düzenleme ile ilgili kararında, böyle bir yasağın, 11. maddede yer alan meşru sebeplerden "kamu güvenliğini ve başkalarının haklarını koruma amacı" bakımından gerekli olduğu sonucuna varmıştır.[20]

Bunun dışında Alman Anayasası'nın 21. maddenin 2. fıkrasında:

"Amaçları ve mensuplarının davranışlarıyla özgürlükçü demokratik temel düzeni ihlâl etmeye veya ortadan kaldırmaya veya Federal Alman Cumhuriyetinin varlığını tehlikeye düşürmeye yönelen partiler anayasaya aykırıdır. Anayasaya aykırılık konusunda Federal Anayasa Mahkemesi karar verir." hükmü yer almaktadır. Bilindiği gibi1952'de Sosyalist Devlet Partisi ve 1956 tarihinde de AlmanKomünist Partisi bu hükme dayanılarak kapatılmıştır.Bupartilerden Alman Komünist Partisi (DKP)'nin, Komisyona yaptığı başvuru, Avrupa İnsan HaklarıSözleşmesi'nin hak ve özgürlüklerinin kötüye kullanılmasınıyasaklayan 17. maddesinedayanılarak kabul edilebilir nitelikte bulunmamıştır.[21]

Kabul edilebilir bulunmayan bu başvuruda, başvurucu partiyi kapatan Alman federal mahkemesi parti kapatmaya ilişkin olarak o yıllarda şu kritere yer vermiştir:

“Bir partinin kapatılabilmesinde gerekli olan Anayasa’ya aykırı amaçların; partinin programından, tüzüğünden, parti yetkili organ ve kademelerinin açıklamalarından, parti ideologlarının, teorisyenlerinin yazılarından, parti ilerigelenlerinin demeçlerinden, konuşmalarından, partide kullanılan eğitim ve propaganda araçlarından, partinin yayınlandığı dergi ve gazetelerden anlaşılması ve ortaya çıkarılması gerekir.”[22]

Komisyon, partinin demokrasiye ve anayasaya aykırı eylemlerden sorumluluğu için belirli bir yoğunluğa dikkat çekmektedir. İHAM da kararında parti kaptamaların orantılılk ekseninde, belirli bir yoğunluluk durumunda mümkün olacağına işaret etmektedir. DEP adına Dicle v. Türkiye davasında, eski parti başkanının cezai soruşturmaya uğrayan konuşmalarını kapatmaya gerekçe yapan Türkiye yüksek mahkemesinin kararının karşısında İHAM, “Bu koşullar altında, Mahkeme sözlerin sahibinin kişisel sorumluluğu konusunda cezai yönden daha önce açıldığı hatırlandığında, bu konuşmaların bir siyasal partinin tamamen kapatılmasına yol açacak genel bir yaptırımı haklı çıkaran bir neden oluşturmayacağı düşüncesindedir.” (Dep adına Dicle- Türkiye, parag. 64)

Komisyon zamanındaki KPD ile PNF davaları dışında İHAM önüne gelen bir diğer dava ise TBKP davasıdır. Bu davada da TBKP’ nin isminde bulunan “komünist” sözcüğü kapatma gerekçelerinden birisi olarak kullanılmıştır. Türkiye yüksek mahkemesi sınıfegemenliği ile sınıf iktidarı arasındaki farka işaret etmiş, TBKP’ nin bir sosyal sınıfın diğerler sınıflar üzerinde egemenlik kurmayı amaçlamadığına, tersine, siyasal çoğulculuk, genel seçimler ve siyasete katılma özgürlüğü gibi demokrasinin şartlarını yerine getirdiğine dair tespitlerde bulunmuş ve hatta Marksizm’in modern çağrışımlarının demokrasi içerisinde uygun görüldüğü kanaatine rağmen şekilci bir incelemeyle “komünist” kelimesini kapatma gerekçesi olarak kullanabilmiştir. Hükümet mahkeme önünde şekli “komünist” sözcüğünün içeriksel biçimde hatta Anayasa mahkemesinin yaklaşımının gerisinde bir biçimde “komünist” sözcüğü, Türkiye’nin siyasal ve ülkesel bütünlüğünü bozan ve laiklik ilkesi gibi kamu hukukunun temel ilkelerini tehlikeye sokan yıkıcı bir öğretiye ve totaliter bir siyasal hedef olarak ifade edilmiştir.

Mahkeme ise, bir siyasi partinin seçtiği ismin, ilgili ve yeterli diğer koşulların bulunmaması halinde, kural olarak kapatma gibi ağır bir tedbiri haklı kılmadığını düşünmektedir. İHAM Sınıf egemenliğini savunmayan TBKP’ yi Alman Anayasa Mahkemesi tarafından 17 Ağustos 1956’da kapatılan Alman Komünist Partisi’nden açıkça farklı biçimde algılamıştır. ( yukarıda geçen TBKP- Türkiye kararı, parag. 54)

Hükümet TBKP davasında Komünizmi, iktidarı değişmeyecek bir biçimde elde tutmayı gerektirmiş ve yalnız Türkiye’de değil, Avrupa Konseyine üye diğer Devletlerde de kabul görmeyen bir siyasi düzen kurmayı amaçlayan bir sitem olarak tarif etmiş ve bunun yanında, belirli isimlerin kullanılması Batı’daki başka hukuk sistemlerinde de yasaklandığını söylemiş ve bu konuda Alman, Polonya ve Portekiz Anayasalarına göndermede bulunmuştur.

Hükümetin bu savunmasına karşın şu hususta bir ekleme yapmak gerekmektedir: Bir siyasal partinin kapatılması için, kapatma önlemi demokratik düzeni korumak bakımından başvurulacak son çare olmalıdır. Kapatılmak istenen parti demokratik düzen için gerçek bir tehlike oluşturmalı ve bu tehlikenin daha hafif önlemlerle giderilmesi mümkün olmamalıdır. Bu bağlamda, bir partinin demokratik düzene aykırı görüş ve eylemlerinin tespiti yeterli değildir. Bu aykırılığın demokratik düzen için mevcut durumda ya da çok yakın gelecekte bir tehlike arz etmesi gerekecektir. Aksi halde, bir yaptırım uygulanmayacak ya da kapatma dışında kalan daha hafif önlemlerle yetinilecektir. Bu noktada, Avrupa İnsan Hakları Komisyonu’nun 20 Temmuz 1957 tarihli Alman Komünist Partisi kararının “açık ve mevcut tehlike” kriterinden çok “zararlı eğilim” kriterine daha yakınolduğunu vurgulamak gerekir. Başvurunun yapıldığı tarihte, Alman Komünist Partisi’nin demokratik düzen için ciddi bir tehlike oluşturmadığı açıktı. [23]AİHM’nin son içtihatları, siyasal parti özgürlüğüne ilişkin ortak Avrupa standartlarının yükseldiğini göstermektedir.

Hükümetin atıflarına karşın, Fransız Komünist Partisi, Yunan (Dış) Komünist Partisi, Portekiz Komünist Partisi gibi çeşitli Avrupa ülkelerinin komünist partileri programlarında “proletarya diktatörlüğü” amacını belirtmiş ya da iktidardan seçimle uzaklaşmayacaklarını açıklamışlardır. Buna rağmen, kapatma yaptırımı ya da herhangi bir cezaî yaptırımla karşılaşmadıkları gibi parlamentoya da girebilmişlerdir. Söz konusu partilerin daha sonra “proletarya diktatörlüğü hedefinden vazgeçmeleri herhangi bir yasal zorlamadan ötürü olmamıştır.[24]

b)Demokrasiye aykırı faaliyetler gerekçesiyle dolayı kapatılmış parti, Refah Partisi: militan demokrasi içtihadı

Yukarıda değindiğimiz partilerden komisyon zamanında görülmüş bulunan KPD ve PNF ayrık tutulursa İHAM’ın kapatılmasında ihlal görmediği tek parti Refah Partisidir.

İHAM bu davayı incelerken tarihsel atıflara yer vermiştir. Mesela mahkeme modern Avrupa tarihinde de görüldüğü üzere, siyasi partiler şeklinde örgütlenen totaliter hareketlerin, demokratik rejim içinde güçlendikten sonra demokrasiden kurtulmak isteyebileceklerinin olasılık dahilinde olduğunu ifade etmiştir. Bu bağlamda da demokrasinin kendisini koruması gerektiğine, yani yukarıda değindiğimiz mücadeleci demokrasi anlayışına işaret etmiştir. Yine de 11. maddede öngörülen istisnaların katı bir biçimde yorumlanması gerektiğini; sadece inandırıcı ve zorlayıcı nedenlerin bu tür partilerin kurulma özgürlüğüne uygulanan sınırlamaları haklı gösterebileceğini ifade ederek, özgürlüklerin esas sınırlandırmanın istisna olduğunu vurgulamış ve hoşgörü marjının her şeye rağmen çok zorlayıcı ve yakın tehlike potansiyeline kadar geniş tutulması gerektiğini ifade etmiştir.

Buna karşın, söz konusu yaklaşımda dahi sınırlama gerekecekse, yönelen tehlike yeterince belirgin ve yakın olmasına rağmen, iktidara gelerek sözleşme ve demokrasinin standartlarıyla çelişen o politikayı yürütmek üzere somut adımlar atmaya başlamasını beklemesine gerek olmadığını şerhi konulmuştur.

Anayasa Mahkemesi’nin Refah’ın anayasa karşıtı eylemlerin odağı olduğu kararına varmasında temel teşkil eden argümanların üç ana gruba ayrılabileceğini ifade edilmiştir (i) Refah’ın dini inançlara dayalı bir ayrımcılığa yol açan çok hukuklu bir sistem kurma eğiliminde olduğuna ilişkin argümanlar; (ii) Refah’ın bu çok hukuklu sistim bağlamındaki Müslüman toplumun iç ve dış ilişkilerinde şeriatı uygulama eğiliminde olduğuna ilişkin argümanlar; (iii) Refah üyelerinin siyasi bir yöntem olarak kuvvete başvurma olasılığına yaptıkları atıflara dayalı argümanlardır. (13.02.2003 tarihli Refah Partisi – Türkiye kararı, parag. 116) Mahkeme, incelemesinde kendisini Anayasa Mahkemesi tarafından dile getirilen bu üç grup argümanla sınırlandırmıştır.

İHAM’a göre bir siyasi partinin, bir yasada ya da Devletin yasal ve anayasal yapılarında değişiklik yapmayı iki koşulla önerebileceğini düşünmektedir: birincisi bu amaçla kullanılan araçlar yasal ve demokratik olmalıdır; ikincisi önerilen değişikliğin kendisi temel demokratik ilkelerle uyuşmalıdır. (yukarıda geçen Refah Partisi- Türkiye kararı, parag. 98)

Refah’ın kullandığı araçların demokratik olmadığı kanaatindedir. AİHM, 'cihad' kavramına açıklık getirerek bu kavramla toplumda İslam hakim oluncaya kadar sürecek bir savaşın ifade edilmek istendiğini dolaysıyla siyasi iktidarın kazanılmasındaki metotla ilgili olarak kullanılan terminolojide bir belirsizliğin bulunduğunu ifade etmiştir. Parti yönetimi, karşıtlarına yönelik şiddet kullanımını onaylayan açıklamaları yapan söz konusu üyeleri kapatma davası açılıncaya kadar Partiden derhal uzaklaştırmak için herhangi bir pratik adım atmayarak, siyasal metot olarak şiddete başvurulabileceği ihtimali konusundaki belirsizliği ortadan kaldırmamışlardır. Ayrıca Mahkeme, Refah partisinin siyasal hedeflerinin teorik ya da hayali olmadığını; kamu düzeni için açık ve somut tehlike oluşturduğunu, çünkü Partinin parlamentoda ve yerel yönetimlerde çoğunluğu elinde bulundurduğunu dolaysıyla tek başına iktidarı elde etme ihtimalinin yüksek olduğunu ifade etmiştir. (Yukarıda geçen Refah Partisi- Türkiye kararı, parag. 74) Yani araçtaki şiddet içeriği tasvip edilmemiştir.

Bunun dışında ikinci olarak İHAM, önerilen değişikliğin kendisi temel demokratik ilkelerle uyuşmadığı görüşündedir. Mahkeme, çeşitli inanç ve dinlerin uygulanmasının tarafsız düzenleyicisi olarak devletin rolü ve kamu özgürlüklerinin kullanılmasında bireyler arasında ayrım gözetmeme ilkesi temelinde Refah'ın çok hukuklu bir sistem olması gerektiği yönündeki önerisinin bireyler arasındaki tüm hukuki ilişkilerde dini temel alan bir ayrıma yol açacağını, herkesi dini inançlarına göre kategorize edeceğini ve kişiye birey olmasından dolayı değil de bir dini akıma bağlılığından dolayı hak ve özgürlükler tanıyacağını düşünmüş ve bu amacın sözleşmeyle bağdaşmayacağını ifade etmiştir.

İHAM, Anayasa Mahkemesi gibi, dinin öngördüğü dogmaları ve ilahi kuralları yansıtan şeriatın durağan ve değişmez nitelikte olduğunu düşünmüş, siyasi alanda çoğulculuk ya da kamu özgürlüklerinin sürekli evirilmesi gibi ilkelerin şeriatta yeri bulunmadığını ifade etmiştir.

Dolayısıyla bir araç olarak cihad ile bir amaç olarak çok hukuklu sistem ve onunla bağlantılı şeriat düzenini, sözleşmenin öngördüğü çoğulcu demokrasiye aykırı görülmüştür.

Mahkeme'ye göre, Sözleşme'nin 11. maddesindeki 'zorunluluk' kavramı, 'zorlayıcı bir toplumsal ihtiyaç'ın bulunması gereğini ifade eder. Söz konusu müdahelenin, zorlayıcı bir toplumsal ihtiyacı karşılayıp karşılamadığı ve izlenen meşru amaç ile orantılı olup olmadığı değerlendirilmelidir. Israrla ifade edilen siyasi partiler söz konusu olduğunda 11. maddede öngörülen istisnaların katı bir biçimde yorumlanması gerektiği; sadece inandırıcı ve zorlayıcı nedenlerin bu tür partilerin kurulma özgürlüğüne uygulanan sınırlamaları haklı gösterebileceği yorumuna karşın söz konusu olayda somut ve yakın tehlikenin varlığını inandırıcı bulmuştur. Partinin siyasal geçmişi, evrimi, güçlenişi, genel başkanla beraber partiden uzaklaştırılmayan onlarca milletvekilinin söylemlerinin partiye isnat edilebilirliği (belirtmek gerekir ki DEP davasında mahkeme parti başkanının cezai soruşturmaya yol açan ve göreli olarak sözleşme koruması dışında kalan ifadelerini partiye isnat edilebilir bulmamıştır) , ve iktidarı ele geçirdikten sonra Refah’ın programını uygulama şansı yakalaması, tehlikenin daha somut ve daha yakın kıldığı yorumuna neden olmuştur. İHAM, sınırlamanın, zorlayıcı bir nedenle ve demokratik toplumda sosyal bir ihtiyaç olduğu kanaatine ulaşmıştır.

Refah Partisi davasında AİHM'nin yaklaşımında, Türkiye'den giden önceki siyasi parti davaları ile karşılaştırıldığında bir fark hissedilmektedir. Bu davada kalkış noktası olarak somut olaylar seçilmiş ve bu somut olaylar karşısında Sözleşmeden doğan korumadan yararlanıp yararlanılamayacağı tartışılmıştır. Mahkeme; Türkiye için verdiği daha önceki siyasi parti kararlarında kural olarak, Sözleşme çerçevesinde belirlenen ilkeler bütünü penceresinden bakarak somut olayları değerlendirme yoluna gitmiştir. Ancak son aşamada, uygulanan yine AİHM'nin Sözleşme çerçevesinde belirlediği ilkeler bütünü olmuştur.[25]

Bunun dışında orantılılık ve yoğunluğa ilişkin olarak bu davada, yukarıda ifade etmiş olduğumuz DEP davasında, eski genel başkanın yurt dışında başka bir dildeki konuşmasında parti kapatma orantısız olarak değerlendirirken, RP kararında mevcut genel başkanla beraber başkan yardımcılarının ve bir dizi milletvekili, belediye başkanları vs.’nin şiddet içerek konuşmaları ve partinin bulunduğu konum itibariyle bu yoğunluğun daha somut hale gelmesi, parti kapatmanın uygun bir orantılılık içerdiği ifade edilmiştir.

5)Ulusal Mahkeme ile İHAM arasındaki bakış açısı farkı

Anılan kararların tamamında bir değerlendirme yapmak gerekirse [26] “Ulusal makamların söylemin ve işlemin kendisinin resmi ideolojiye ters olması halinde derhal sınırlama yolunu seçiyor olduğunu görmekteyiz. Ulusal makam, hazırlanan program, kaleme alınan bildiri veya bu bildiride ifade edilen sözler ve konuşmalara bakıp şekli bir denetimle sınırlama yolunu seçmektedir. Yani bu partilerin açıkça şiddeti içermeyen söylemlerine rağmen, programlarının ulusal mevzuata (yorumla birlikte) ters oluşu parti kapatma nedeni olabilmektedir. Buna karşın mahkeme kararlarında ise söz konusu söylem ve işlemin yaratığı etkiye bakılmaktadır. Bu etkinin ortaya çıkarttığı durumda dahi toplumda ortaya çıkan etkinin kışkırtıcı nitelikte olup olmamasına dikkate almaktadır.

İHAM ile ulusal makamı arasındaki bir diğer ayrım ise ulusal makamları toplumu rahatsız eden her türlü rahatsız edici tutumu sınırlama nedeni olarak algılarken, İHAM kışkırtıcı olanın dahi siyaset alanında doğal olduğunu ifade etmektedir. Devletin rolünün bunu gücence altına alınması olduğu söylenmiştir. Kamu otoriteleri, örgütler veya siyasi partilerin uygun biçimde faaliyette bulunmalarını, yasal fikirlerine muhalif olan kişileri kızdırsa, yaralasa veya buna teşvik ediyor olsa bile garanti ederler (20.10.2005 tarihli Ouranio Taxo Partisi – Yunanistan kararı, parag. 37)Kışkırtmanın kabul edilebilirliği, şiddeti teşvik edici nitelik kazanmasına kadar esneyebilmektedir.

Yerel makamlarla İHAM arasındaki bir diğer fark ise ifade özgürlüğünün sınırının resmi ideoloji ve algılayışlarının sınır olup olmamasında kendisini göstermektedir. Dolayısıyla bir ifadenin resmi ideolojiye ters olması ifade özgürlüğünün sınırları içinde kabul edilemezken, mahkeme açısından bu söylemin demokrasi sınırları içinde olup olmaması daha da önem arz etmektedir. Buna karşın açıkça liberal demokrasiye karşı olan söylemlere karşı pratiğe geçilmemesine rağmen yaptırım uygulandığı görülmüştür. (Alman Komünist Partisi, İtalyan Faşist Partisi örneğinde olduğu gibi)

6)Sonuç yerine: Venedik Kriterleri

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi çeşitli kararlarıyla, hangi hallerde siyasal partilerin yasaklanmasının ya da kapatılmasının Sözleşme’ye aykırılık oluşturmayacağını belirlemiştir. Mahkeme’nin bu konudaki yaklaşımının özlü bir anlatımı, Venedik Komisyonu’nun raporunda bulunabilir. Avrupa Konseyi tarafından "Avrupa Hukuk Yoluyla Demokrasi Komisyonu" olarak görevlendirilmiş olan ve Venedik Komisyonu olarak anılan bu kurul, siyasal partiler konusunda yaptığı çalışmaları 10–11 Aralık 1999 tarihli 41. Kurul toplantısında bir rapor olarak karara bağlamıştır. Avrupa Konseyi Genel Sekreterliğinin isteği üzerine hazırlanan Siyasal Partilerin Yasaklanması, Kapatılması ve Benzer Önlemler Hakkında Temel İlkeler adlı söz konusuraporda usule ve esasa ilişkin yedi ilke belirlenmiştir.

Bugün de Türkiye’de çokça tartışılan bu kriterlere aşağıda yer veriyoruz.[27]

1) Devletler herkesin özgürce siyasi partilere üye olma hakkına sahip olduğunu tanımalıdır. Bu hak siyasi görüşlere sahip olma ile bir kamu otoritesince engellenmeksizin ve sınırlara bakılmaksızın bilgi alma ve bilgi verme hakkını da kapsar. Siyasi partilere üye olma koşulları başlı başına bu hakkın ihlali sayılmayacaktır.

2) Siyasi partilerin faaliyetinden dolayı yukarıda ifade edilen temel insan haklarının kullanımına yönelik herhangi bir sınırlama, normal zamanların yanı sıra olağanüstü hal koşullarında da, İnsan Haklarını Korumaya dair Avrupa Sözleşmesi ve diğer uluslar arası anlaşmaların ilgili hükümlerine uygun olacaktır.

3) Siyasi partilerin yasaklanması ya da zorla kapatılması sadece; şiddet kullanımını savunan ya da anayasa tarafından garanti edilmiş hak ve özgürlükleri zayıflatarak, demokratik anayasal hükümlerin yıkılması gibi bir siyasi amaçla şiddet kullanan partiler açısından haklı görülebilir.

4) Bir siyasi parti, siyasal/kamusal ve parti faaliyetleri çerçevesinde parti tarafından yetkili kılınmamış üyelerinin bireysel davranışlarından dolayı bütünüyle sorumlu tutulamaz.

5) Siyasi partilerin yasaklanması ya da kapatılması, özellikle geniş kapsamlı bir tedbir olarak, azami ihtiyatla kullanılmalıdır. Hükümetler ya da diğer devlet organları, yetkili yargı organından bir partinin yasaklanması ya da kapatılması için talepte bulunmadan önce, söz konusu ülkenin durumunu göz önünde tutarak, partinin özgür ve demokratik siyasal düzen için ya da bireylerin hakları için gerçekten bir tehlike teşmil edip etmediğini ve diğer daha az radikal tedbirlerin söz konusu tehlikeyi önleyip önlemeyeceğini değerlendirmelidir.

6) Siyasi partileri yasaklamaya ya da kanunen zorla kapatmaya yönelmiş yasal önlemler, anayasaya aykırılık tespit eden yargısal hükmün sonucu olacaktır. Bu istisnai bir keyfiyet olarak addedilecek ve ölçülülük ilkesine göre kullanılacaktır. Böyle bir önlem, sadece bireysel üyelerin değil, partinin kendisinin anayasaya aykırı araçları kullandığı ya da kullanmaya hazırlandığına ilişkin yeterli delile dayanmak zorundadır.

7) Bir siyasi partinin yasaklanmasına ya da kapatılmasına, Anayasa mahkemesince veya hukuken öngörülme, tarafsızlık ve adil yargılamayı bütünüyle garanti eden bir yargılama yöntemine tabi başka denk yargı organınca karar verilecektir.

Kısaltmalar

AÜHFD :Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi
AYM :Anayasa Mahkemesi
bkz. :Bakınız
çev. :Çeviren
DKP emokratik Kitle Partisi
EP :Emek Partisi
İHAM :İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi
İHAS :İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi
KPD :Kommunistische Partei Deutschland
ÖZDEP :Özgürlük ve Demokrasi Partisi
parag. :Paragraf
PNF :Partido Nazionale Fascista
SP :Sosyalist Parti
STP :Sosyalist Türkiye Partisi
S. :sayı
s. :sayfa
TBKP :Türkiye Birleşik Komünist Parti
vd. :ve diğerleri
vs. :ve saire

Kaynakça
Kitaplar
Berkes Niyazi, Siyasi Partiler, Yurt Ve Dünya Yayınları, İstanbul 1946
Dahl, Robert A., Polyarchy: Participation and Opposition, Yale University Pres, New Haven 1971
Doğru Osman, İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi İçtihatları, Legal Yayıncılık,Cilt:3-4,İstanbul 2008,
Erdoğan Mustafa , Anayasal Demokrasi, Siyasal Kitabevi, 4.Baskı, Ankara 2001
Gemalmaz Mehmet Semih, Ulusalüstü İnsan Hakları Hukukunun Genel Teorisine Giriş
Hakyemez Yusuf Şevki, Militan Demokrasi Anlayışı ve 1982 Anayasası, Seçkin Yayınevi, Ankara 2000
Kapani Münci, Kamu Hürriyetleri, Bilgi Yayınevi, 7. Basım, Ankara 1993
Koçak Mustafa, Siyasal Partiler ve Türkiye’de Parti Yasakları, Turhan Kitabevi, Ankara 2002
Lijphart Arend, Çağdaş Demokrasiler, Yetkin Yayınları, Ankara 1986
Marx Karl-Engels Friedrich, Das kommunistische Manifest: Manifest der Kommunistischen Partei,Karl Marx Haus, Berlin 1995
Gözler Kemal, Anayasa Hukukunun Genel Esaslarına Giriş, Ekin Basın Yayın Dağıtım, Bursa 2008,
Özbudun Ergun, Siyasi Partiler, 2.Bası, Ankara 1977
Perinçek Doğu, Anayasa ve Partiler Rejimi, Kaynak Yayınları,3.Baskı, İstanbul 1985
Tanilli Server, Devlet ve Demokrasi: Anayasa Hukukuna Giriş, Adam Yayınları, İstanbul 2000
Tanör, Bülent, Türkiye’nin İnsan Hakları Sorunu, BDS Yayınları, İstanbul 1994
Tunaya Tarık Zafer, Siyasal Kurumlar ve Anayasa Hukuku, 4. Bası, İstanbul 1980
Tunaya Tarık Zafer, Türkiye’de Siyasi Partiler, C.3, Hürriyet Vakfı Yayınları, 1. Baskı, İstanbul 1989
Turhan Mehmet, Hükûmet Sistemleri, 2. Baskı, Ankara 1993
Uygun Oktay, 1982 Anayasası’nda Temel Hak ve Özgürlüklerin Genel Rejimi,Kazancı Yayınları,İstanbul,1992
Yanık Murat, Parti İçi Demokrasi, Beta Yayınları, İstanbul 2002

Faydalanılan Makaleler

Daver Bülent, “Anayasa Mahkemesi Kararları Açısından Siyasi Partiler: Birkaç örnek olay”, Anayasa Yargısı, Cilt:2, Ankara 1985, s.83-140.
Kaboğlu İbrahim Özden, “İfade özgürlüğünün siyasi partilerce kullanımının sınırları”, Anayasa Yargısı, Cilt:16,Ankara 1999, s.71-92.
Sağlam Fazıl, “Siyasi Partiler Kanunu’nda uluslararası standartlara uyguluk sağlamak için yapılması gereken değişiklikler”, Anayasa Yargısı, Cilt: 17,Ankara 2000, s.189-216
Uygun Oktay, “Siyasi Partilerin Kapatılması Rejiminin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi Çerçevesinde Değerlendirilmesi”, Anayasa Yargısı, Cilt: 17,Ankara 2000, s.256-273.
Yokuş Sevtap, “Türk Anayasa Mahkemesinin ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin Siyasi Partilere Yaklaşımı”, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Cilt:50, S.1., Ankara 2001, s.107-128.
Sözen Bekir (Çev), “DEP adına Dicle v. Türkiye kararı “, Polis Akademisi Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Kararları Dergisi, Ankara 2002, Cilt:1, S.2, s.77-105.

Faydalanan elektronik bağlantılar

http://www.echr.coe.int
http://ihami.anadolu.edu.tr
http://www.venice.coe.int

Dipnotlar

[1] “Günümüze dek bütün toplumların tarihi, sınıf savaşımının tarihidir” Marx,Karl-Engels-Friedrich, Das kommunistische Manifest: Manifest der Kommunistischen Partei, Berlin 1995, s.156.
[2] Tunaya,Tarık Zafer, Siyasal Kurumlar ve Anayasa Hukuku, 4. Bası, İstanbul 1980, s.255-288., Tunaya, Tarık Zafer, Türkiye’de Siyasi Partiler, C.3, İstanbul 1989, s.4., Koçak, Mustafa, Siyasal Partiler ve Türkiye’de Parti Yasakları, Ankara 2002, s.4-6.
[3] Tunaya, Tarık Zafer, Siyasal Kurumlar ve Anayasa Hukuku, op cit., s.256.
[4] Tanilli’ye göre “Tarihte görülen her türlü zümre ya da sınıf hareketini, çeşitli siyasal gruplaşmaları parti sayamayız. Bilimsel olarak parti kavramı ile bu gruplaşmalar arasında fark vardır.”
Tanilli, Server, Devlet ve Demokrasi:Anayasa Hukukuna Giriş, 9.Baskı, İstanbul 2000, s.219. Karşı görüş için bkz. Tunaya, Tarık Zafer, Siyasal Kurumlar ve Anayasa Hukuku, op cit., s.255.
[5] Tanilli, Server, Ibid, s.220
[6] Özbudun, Ergun, Siyasi Partiler, 2.Bası, Ankara 1977, s.28.
[7] Ibid, s.28-34.; Tunaya, Tarıf Zafer, Ibid, s.31.
[8] Koçak, Mustafa, Ibid, s.15.
[9] Berkes, Niyazi, Siyasi Partiler, İstanbul 1946, s.161., Yanık, Murat, Parti İçi Demokrasi, İstanbul 2002, s.21.
[10] Tanilli, Server, Ibid, s.223.
[11] Perinçek,Doğu, Anayasa ve Partiler Rejimi,3.Baskı, İstanbul 1985, s.20.
[12] Tanilli, Server, Ibid, s.223.
[13] Demokrasi, Abraham Lincoln tarafından bu şekilde tarif edilmiştir. Normatif demokrasi teorisi, halkın bütününün arzularına tam olarak uyan bir demokrasi idealine karşılık gelir. Bu haliyle bir “olması gerekene” işaret eder. Erdoğan,Mustafa , Anayasal Demokrasi, 4.Baskı, Ankara 2001, s.195., Lijphart, Arend, Çağdaş Demokrasiler, Ankara 1986 s. 1’den aktaran Gözler,Kemal, Anayasa Hukukunun Genel Esaslarına Giriş, Bursa 2008, s. 167.
[14] Buna karşın, güncel dilde ifade edilen demokrasi mefhumu, olması gerekenden çok bu ideale kabataslak yaklaşan ampirik demokrasi teorisine karşılık gelmektedir. Poliarşi olarak ifade edilen bu demokrasi teorisinde en azından 1) Örgüt kurma ve bunlara katılma hürriyeti 2)İfade hürriyeti 3) oy verme hakkı 4) kamu görevlerine getirilme hakkı 5)siyasi liderlerin seçmen tercihini kazanmak için yarışabilme hakkı 6)Değişik haber alma kaynaklarının varlığı 7)serbest ve adil seçimler 8) hükümet politikalarını oylara ve diğer tercih belirtilerine dayandırmak için gerekli kurumların bulunması unsurları bulunmalıdır. Dahl,Robert A., Polyarchy: Participation and Opposition, New Haven 1971, s.3’den aktaran Gözler,Kemal, Anayasa Hukukunun Genel Esaslarına Giriş, Bursa 2008, s. 167.
[15] Müsamaha gösterilen partiler genel itibariyle euro-komünist/demokratik sosyalist partilerdir.
[16] Turhan,Mehmet, Hükûmet Sistemleri, 2. Baskı, Ankara 1993 ve Gemalmaz, Mehmet Semih, Ulusalüstü İnsan Hakları Hukukunun Genel Teorisine Giriş, s.143 ve civarı.
[17] Bu hususta ayrıntılı bilgi için bkz. Hakyemez, Yusuf Şevki, Militan Demokrasi Anlayışı ve 1982 Anayasası, Ankara 2000, s.23-64., Kapani, Münci, Kamu Hürriyetleri, 7. Basım, Ankara 1993, s.192-193., Kaboğlu, İbrahim Özden, “Hukuku yoluyla demokrasi”, Prof. Dr. Halil Nadaroğlu’na armağan,İstanbul,1998, s.201.218.
[18] Koyu renkte olan partilerin kapatılmasında ihlal görülmemiştir. Kommunistische Partei Deutschland v. FRG ve Partido Nazionale Fascista v. Italy davaları komisyon zamanında görümüştür.
[19] Uygun, Oktay, “Siyasi Partilerin Kapatılması Rejiminin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi Çerçevesinde Değerlendirilmesi”, Anayasa Yargısı, Ankara 2000, Cilt 17, s. 269. Aksi görüş için bkz. Sağlam, Fazıl, “Siyasi Partiler Kanunu’nda uluslararası standartlara uyguluk sağlamak için yapılması gereken değişiklikler”, Anayasa Yargısı, Ankara 2000, Cilt: 17, s. 239-240.
[20] Sağlam,Fazıl, Ibıd, s. 233-234.
[21] Ibıd, s. 234.
[22] Daver,Bülent, “Anayasa Mahkemesi Kararları Açısından Siyasi Partiler: Birkaç örnek olay”, Anayasa Yargısı, Cilt:2, Ankara 1985, s.113.
[23] Bkz. Uygun,Oktay, 1982 Anayasası’nda Temel Hak ve Özgürlüklerin Genel Rejimi, İstanbul,1992, s.182-183.
[24] Tanör, Bülent, Türkiye’nin İnsan Hakları Sorunu, İstanbul 1994, s.135 vd.
[25] Yokuş, Sevtap, “Türk Anayasa Mahkemesinin ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin Siyasi Partilere Yaklaşımı”, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Ankara 2001, Cilt:50, S.1, s.124.
[26] Kaboğlu, İbrahim Özden, “İfade özgürlüğünün siyasi partilerce kullanımının sınırları”, Anayasa Yargısı, Ankara 1999, Cilt:16, s. 88-90.
[27]http://www.venice.coe.int/docs/2000/CDL-INF(2000)001-e.asp (Erişim tarihi: 15.06.2008) Çev:Tolga Şirin
Bu makaleden alıntı yapmak için alıntı yapılan yazıya aşağıdaki ibare eklenmelidir :

"Siyasi Partiler Ve Faaliyetlerine İlişkin Temel Sınırlar" başlıklı makalenin tüm hakları yazarı Tolga Şirin'e aittir ve makale, yazarı tarafından Türk Hukuk Sitesi (http://www.turkhukuksitesi.com) kütüphanesinde yayınlanmıştır.

Bu ibare eklenmek şartıyla, makaleden Fikir ve Sanat Eserleri Kanununa uygun kısa alıntılar yapılabilir, ancak yazarının izni olmaksızın makalenin tamamı başka bir mecraya kopyalanamaz veya başka yerde yayınlanamaz.


[Yazıcıya Gönderin] [Bilgisayarınıza İndirin] [Arkadaşa Gönderin] [Yazarla İletişim]
Bu makaleye henüz okuyucu yorumu eklenmedi. İlk siz yorumlayın!
» Makale Bilgileri
Tarih
04-07-2008 - 23:27
(54 gün önce)
Yeni Makale Gönderin!
Değerlendirme
Şu ana dek 18 okuyucu bu makaleyi değerlendirdi : 13 okuyucu (72%) makaleyi yararlı bulurken, 5 okuyucu (28%) yararlı bulmadı.
Okuyucu
639
Bu Makaleyi Şu An Okuyanlar (1) :  
* Son okunma 30 dakika 14 saniye önce.
* Ortalama Günde 11.62 okuyucu.
* Karakter Sayısı : 51769, Kelime Sayısı : 6104, Boyut : 50.56 Kb.
* 2 kez yazdırıldı.
* 2 kez indirildi.
* 1 okur yazarla iletişim kurdu.
* Makale No : 860
Yorumlar : 0
Bu makaleye henüz okuyucu yorumu eklenmedi. İlk siz yorumlayın!
Makalelerde Arayın
» Çok Tartışılan Makaleler
» En Beğenilen Makaleler
» Çok Okunan Makaleler
» En Yeni Makaleler
Powered by VbuIIetın
Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
Page generated in 0.25779009 seconds with 13 queries

Türk Hukuk Sitesi (1997 - 2008) © Sitenin Tüm Hakları Saklıdır. Kurallar, yararlanma şartları, site sözleşmesi ve çekinceler için buraya tıklayınız. Site içeriği izinsiz başka site ya da medyalarda yayınlanamaz. Türk Hukuk Sitesi, ağır çalışma şartları içinde büyük bir mesleki mücadele veren ve en zor koşullar altında dahi "Adalet" savaşından yılmayan Türk Hukukçuları ile Hukukun üstünlüğü ilkesine inanan tüm Hukukseverlere adanmıştır. Sitemiz ticari kaygılardan uzak, ücretsiz bir sitedir ve her meslekten hukukçular tarafından hazırlanmakta ve yönetilmektedir.